Din Görevlisinin Özellikleri

Örnek bir din görevlisinin hedefi; samimi ve ihlaslı bir şekilde, sürekli doğrunun ve gerçeğin peşinde olmak ve tutarlı hareket ederek insanlara hizmet etmek/yararlı olmaktır. Hizmet esnasında ilmini, kariyerini ve mesleğini suistimal ederek, kendi çıkarı, menfaati veya makamı için alet etmenin ahlaki erdemlikle bağdaşmadığını bilmelidir. Bu ulvi meslek, makam-mevki, şan-şöhret, para-pul, fantezi, şov, gurur, büyüklenmek ve gösteri olsun diye yapılmaz. Şöhret, makam, mevki, insanı şımartabilir, kontrol edilmediği takdirde bütün bunlar afete dönüşebilir. Bu tür olumsuzluklardan Allah’a sığınarak istikamet üzere kalmaya gayret edilmelidir. Allah’ın rızasını elde etmek, hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir

Din görevlisi, mesleğinde samimi ve içten olmalı, din hizmetlerini yürütürken karşı taraftan hiçbir maddi ve manevi bir menfaat beklentisi içerisinde olmamalıdır. Yaptığı işi ücretle kıyas etmemesi ve bu konuda Hz Peygamber’in tebliğ ve irşad karşılığında hiçbir ücret almadığını ve beklemediğini belirten ayetleri hatırlaması gerekir. Bu kutsal görevi yürütenler, rehberleri olan Hz Peygamber gibi: (Ey Muhammed!) de ki: buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum’ anlayışını benimsemelidir. Aksi takdirde yaptıkları irşadın ve öğretinin toplumdaki etkisi ve tesiri azalacaktır

Din hizmetlerini yürütenlerin, muhatap oldukları hedef kitleyi çok iyi tanımaları ve bilmeleri gerekir. Önce genel manada insan dediğimiz varlığı ruh-beden bazında çok yönlü olarak tanıyacak, daha sonra şahsiyet, karakter, mizaç, bilgi ve kültür gibi farklılıkları, şahsına münhasır özellikleri tanımaya çalışacaktır. Dolayısıyla din görevlileri, hizmet verecekleri hedef kitlenin dinsel, psikolojik ve sosyo-kültürel niteliğini tanıma ve olaylara pedagojik yöntemle yaklaşabilme bilgi ve becerisine sahip olacak şekilde yetiştirmelidir. Hizmette muhatabı tanımak, tedaviden önce hastalığı teşhis etmek kadar önemlidir. Aslında muhatabın durumuna göre davranmak, kerek Kur’an-ı Kerim, gerekse Hz Peygamber’in takip ettiği bir metottur

Din görevlisinin genel olarak hedef kitlesi çocuklar, gençler ve yetişkinlerdir. Her grubun birbirinden farklı gelişim ve psikolojik özellikleri söz konusudur. Gençlerin, çocukların, yaşlıların ve kadınların, kısaca muhatap olanın her kesimin sosyal açıdan bilinmesi, tanınması ve tahlil edilmesi zorunludur. Bu konuda bir nevi insan sarrafı olunmalıdır.

Genelde her insan, sevilmek ve sayılmak ister; her insan takdir edilmekten hoşlanır. Herkes haklı olarak kendinin önemli ve değerli olduğuna inanır, dolayısıyla kendilerinin adam yerine konulmasını ister. İnsanlarla başarılı iletişim kurmanın ve onları etkilemenin en başta gelen yolu, onlara önem ve değer vermekten geçer. İnsan psikolojisi gereği kendisinin beğenilmesinden, kendi duygu, düşünce ve sözlerine değer verilmesinden hoşlanır ve bunu yapan insana sempati duyar. Bu bakımdan bir din görevlisi muhatabına, riyakarlık ve zillete, yağcılık ve tefrite düşmemek şartıyla değer vermek, iltifat ederek ve ilgi göstererek bir takım mevcut haslet ve iyiliklerini överek hitap etmelidir. Bunun için Sen en yüce bir ahlak üzeresin hitabına mazhar olan Hz Peygamber, insanlarla olan münasenetlerde onların sahip olduğu akıl, bilgi ve yeteneklerine göre hareket edilmesini istemekte, aksi durumda beraberinde bazı olumsuzlukların geleceğini ifade etmektedir. Bir kavme akıllarının kavrayamayacağı bir söz söylersen, o söz onlardan bir kısmı için fitne olur. Hz Ali’de diyor ki: İnsanlara anlayacakları şeyleri anlatın. Allah ve Resulünun tekzip edilmelerini ister misiniz? diyerek insanlara akıl ve anlama seviyelerinin önemli olduğunu vurgulamıştır

En çok ihmal edilen konulardan birisi de, insanları anlamada ve tanımada empati yoluyla yaklaşım gösterilmemesidir Halbuki insanlara empati ile yaklaşıldığı takdirde bir çok konu daha kolay bir şekilde kendiliğinden halledilecektir. İletişimde yargılama ve yorumlama yerine, insanın kendisini daha iyi anlatmasına fırsat veren empati ve aktif dinleme tekbnikleri kullanılmalıdır

İyi bir din görevlisinin en başta gelen vazifesi, dini çok iyi bir şekilde öğrendikten sonra usulüne uygun, doğru bir şekilde insanlara anlatmasıdır. Burada başarılı olması için insanlara sevgiyle yaklaşmalı ve insanları kazanma gibi bir sorumluluğunun olduğunu, ancak bu noktada öncelikle kendini insanlara sevdirmesi gerektiğini bilmelidir. Kendisinden nefret edilen bir din görevlisinin dini sevdirmesi de oldukça zordur. Öncelikle kendisinin, sevgi dolu bir insan olması ve mesleğini sevmesi gerekir. Çünkü dinimiz sevgi dinidir.

Çevresindeki insanlara karşı yumuşak huylu, kimseyi kırmayan, incitmeyen, rencide etmeyen, küçük büyük herkese yardım eden, nezaket ve zarafet sahibi olan Hz Peygamber’in insanlarla olan münasebeti insana saygı esasına dayanırdı. Ona göre, evrendeki her şey insan için var edildiği gibi, din, kültür, bilgi, üretim ve sosyal çevre de insan içindir, insan bunların aracı değil amacıdır. Din insan için var olduğundan, Hz Peygamber her bireye dinden yararlanması hususunda rehberlik etmeye çalışmıştır. İmamlık, irşat ve tebliğ Hz Peygamber’in bizlere bıraktığı mirastır.

Din görevlisinin Hz Peygamber’in mesleğini icra ettiğini hiç hatırından çıkarmaması gerekir. Dinin güler yüzünü insanlara göstermesi, dini en güzel bir şekilde anlatması, kendi şahsında  uygulayarak göstermesi esas olmalıdır. Din görevlisi bir takım yanlışlıklar yaparak insanları dinden, peygamberdeb, camiden uzaklaştırmamalı ve nefret ettirmemelidir. Bunun birçok örneğini toplumda yaşamaktayız. Küçük yaşlarda çocuklara sürekli cehhennemden bahsedilerek çocuğu Allah’tan uzaklaştırabiliriz. Camiye gelen ve yaramazlık yapan çocuğa atılan bir tokat veya azarlama sonucunda korkutulan bir çocuk, ömür boyu camiden uzaklaşabilir. Halbuki Din adamları, çocuklara karşı güler yüzlü, onlarla her gördüğü yerde ilgilenen, oyunlarını seyreden, ziyaretine gittiği ailelerde çocuklara hediye götüren, çocuk yuvaları, çocuk esirgeme kurumlarının yurtlarında en başta gelen çalışmalar yapan insan olmalıdır.

Kolaylaştırmak, Hz Peygamber’in tebliğinde temel ilkelerden biri olmuştur. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. İnsan psikolojisi kolaya meyyaldir ve bir şeye yavaş yavaş alıştıktan sonra onu kabule müsait hale gelir. Karşılaşılan ağır bir teklif, meselenin tamamını inkara yol açabilir. Bu sebeple ona yapılan teklif ve sunulan tebliğ, kolaydan zora, esastan teferruata, bilinenden bilinmeyene doğru tedrici bir metodla yapılmalıdır. Dinde aşırılığın belirtilerinden biri de, kolaylığı gerektiren onca esas varken, daima zorluk yanlısı olmaktır

Kaynak: Diyanet İlmi Dergisi / 2008 / Sayı: 2 / bkz: 56-61

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.