Fazilet Açısından Evlilik Yada Bekar Kalmak

Bir adamın mutlak surette evlenmesi veya evlenmemesi daha hayırlıdır diye bir hüküm vermek, bu yaptığımız izahları derinlemesine bilmemekten ileri gelir. Doğrusu şudur; Bu faydaları bir ölçü olarak kabul etmeli ve ahiret yoluna giren kimse kendini bu ölçüye vurmalıdır. Afetlerden yana selamet bulmuş, helal rızık temin etmiş ve ahlakı güzel, evlense ibadetleri aksamayacak, yalnız olduğu için ev işlerini görecek bir yardımcıya muhtaç duyan genç kimsenin, şehvetini tatmin ve çocuk sahibi olmak için evlenmesinin kendi hakkında çok hayırlı olduğundan asla şüphe yoktur.

Eğer bu faydaları kaybetmiş ise ve ifade ettiğimiz afetler var ise, o zaman bekar kalmasının kendisine daha çok hayırlı olacağından asla tereddüte düşmesin. Eğer bu iki durumu birbirine eşit ise, adalet terazisiyle bu faydaların kendisine neler kazandırdığını, afetlerinde neler kaybettirdiğini veya kaybettireceğini tartmaktır. Bu yapacağı mukayesede, hangi tarafını tercih ederse, hükmünü de ona göre vermelidir. Faydaların en belirgin olanı şehvetini tatmin etmekle, çocuk yetiştirmektir. Afetlerin en belirgini olanı da haram kazanma yoluna düşmek ve ibadet etmekten mahrum kalmaktır. Biz şimdi bunların birbirleriyle mukayeselerini yapmaya çalışalım;

Mesela;

Şehvetten yana sıkıntısı olmadığı halde çocuk yetiştirmek maksadıyla evlenmeyi arzu edenler, eğer haram kazanmak zorunda kalacak ve Allah’a ibadet etmekten uzak kalma tehlikeleriyle karşılaşma ihtimalleri varsa, bu durumda evlenmemesi onun hakkında daha hayırlıdır. Çünkü; Allah’a ibadet etmekten uzak kalmakta veya haram rızk temin etmekte insan için hayır yoktur. Sadece çocuk yetiştirme maksadıyla evlenmek bu noksanları telafiye kafi gelmez. Çünkü çocuk büyütme maksadıyla evlenmek, hayalde olan bir çocuğun hayatını arzulamaktır. Fakat haram işleyip Allah’a ibadetinde kusur, açıkta olan ve şu an için var olan bir kusur ve eksikliktir. Hayalde olan çocuk büyütmek için meşgul olmaktan ise kendi meydanda olan hayatını koruyup, helak olmasını önlemek tabii ki daha önemlidir. Çünkü çocuklar, ticarette sağlanan kar gibidir. Din ise sermaye, yani ana paradır. Dinin bozulmasıyla sermayenin kaybedilmesi ve ahiret hayatının bozulması, yitirilmesi vardır. Fakat çocuk büyütme gayesi bu iki afetten birisi ile kıyaslanamaz. Eğer çocuk yetiştirme gayesi bir de şehvetini tatmin etme gayesi işi ilave olunursa, o zaman duruma bakılır. Eğer takvasının derecesi azgınlığını frenleyemeyecek ise ve buna yeterli değilse, ayrıca zina etmek tehlikesi de söz konusu ise, o zaman evlenme tarafını seçer. Çünkü bu insan, zina etme veya şüpheli ve haram kazançlara düşme tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir. Bunun için de şerri daha hafif olanı seçer ki o da şüpheli kazanç yoluna girmektir. Ancak zinaya düşmeyeceğinden emin ise ve şehevi duygularıyla bakmaktan kendini alamayacağına kani ise, bu durumda evlenmez. Çünkü şehevi duygularla bakmak her ne kadar haram ise de bu devamlı değildir ve bundan uğrayacağı zarar sadece kendisiyle ilgilidir.

Fakat haram kazanç devamlıdır. O haram kazançla hem başkasının malına tecavüz etmek hemde kendi aile fertlerine yedirmek vardır. Böylece zararı kendisinin dışındakileri de içine alır. Esasen şehvet duyarak bakmak gözün zina etmesi demektir. Ancak eğer kalp bunu reddeder ve kabullenmezse affa uğraması haram nafakayı yemekten daha çok muhtemeldir. Eğer şehvetle bakmış olmasının kendisini zinaya götüreceğinden endişe ederse, o da zina hükmüne girer ve o kişi o zaman evlenmeyi tercihte karar kılar.

Bunu böylece izah ettikten ve anlaşılmasını sağladıktan sonra, şimdide üçüncü şıkkın izahına gelelim;

O da gözlerini harama bakmaktan koruyup kalbini meşgul edecek düşünce ve kuruntulardan kurtaramama halidir. Bu kimse evlenmese kendisi için daha iyidir. Çünkü bu hususta kalbin hataya düşmesinin affolması, haramları irtikab etmenin atılmasından daha koalydır. İbadet için kalbin huzuru gereklidir. Şüphesiz haram kazanma ve haram yeme ve yedirme hallerinde yapılan ibadetler tam ibadet değildir, olamaz. Afetler arasında bu şekilde bir denge kurmaya gayret etmeli ve gereğine göre nasıl hüküm vermek icap ediyorsa, ona göre hüküm vermelidir.

Yaptığımız bu izahları anlayabilen kimse, nikahı teşvik edip nikahtan sakındıran rivayetlerde artık herhangi bir kararsızlığa düşmez. Çünkü yapılan rivayetlerin her biri şahısların durumlarına göredir. Eğer bir kimse bu afetlerden emin ise;

Evlenmeli miyim Bekar mı Kalmalıyım?

 diyecek olursanız eğer o zaman buna şöyle cevap veririz; O zaman iki yönü bir araya getirmelidir. Çünkü nikah, nikah olması hasebiyle ibadete engel olmaz. İbadete engel olan şey, nafakayı temin etme lüzumudur. Eğer nafakasını helalinden kazanabiliyorsa, o zaman evlenmesi kendisi için daha iyi ve daha faziletlidir. Çünkü geceleyin ve gündüzün diğer kalan zamanlarında ibadetlerini yerine getirebilir. Aralıksız olarak devamlı ibadet etmek zaten imkansızdır. Eğer evlendiği için farz ibadetleri yerine getirmekten, yemek, uyku ve diğer ihtiyaçlarını görmekten başka uygun bir zaman kalmıyor, zamanının hepsini çalışarak geçirme lüzumu ortaya çıkıyor diyecek olursan cevabım şudur;

O zaman duruma bakarız. Eğer o kimsenin yapmış olduğu ibadetleri nafile namaz kılmak ve (hac gibi görünen ve bedenle yapılan ameller ise, o kimsenin evlenmesi yine iyidir. Çünkü helal nafaka temin etmekte, aile hukukunu yerine getirmekte, çocuk yetiştirmekte, kadınların dırdırına karşı sabırlı olmakta öyle faziletler ve üstünlükler vardır ki, bunların üstünlüğü yapmış olduğu nafile namaz ve hac ibadetlerinden daha az değildir.

Eğer yapmış odluğu ibadetler, ilim, tefekkür ve batıni seyre ise, helal kazancı buna engel olacağından evlenmemesi daha makbul ve daha iyidir.

Eğer madem evlenmek bu derece faziletliydi, Resulüllah neden o kadar çokça evlendi diyecek olursan cevabım şudur;

Eğer çok faziletli olanı muktedir ve yüksek gayreti olanların ve kendini Allah’tan ve Allah’a ibadetten hiçbir şeyin meşgul edemediği kimselerin her ikisini birden yapmasıdır. Yani hem evlenmeli hemde ibadet etmelidir. Resulüllahbu ikisini birden yürütebilecek güce sahip olduğu için hem evlenmiş hem de ibadet etmiştir. Dokuz ailesi olduğu halde o yine de Allah ile başbaşa kalmış ve ibadetine devam etmiştir. Aile hak ve hukuku buna engel olamamıştır. Bu tıpkı dünyanın sevk ve idaresi ile meşgul olanlarla def’i tabinin engel olamadığı kimseye benzer. Onlar bedenleri ile kaza-i hacetlerini yaparlarken, kafalarıyla daima dünya işlerini düşünür ve hal çarelerini ararlar. Resulüllah’ın derecesi yüksek olduğundan bu dünya işleri onun kalbini Allah’la beraber olmaktan alıkoyamamıştır. Resulüllah zevcesiyle birlikte yatakta iken bile vahiy inmiştir. Başka insanları Resulüllah’la kıyaslamak doğru değildir.

Hz İsa’nın durumuna gelince, o alçak gönüllülük etmiş ve ihtiyatlı olan tarafı seçmiştir. Evlenecek olsaydı ailesinin onu meşgul etmesi mümkündü veya helal rızk temin etme hususunda güçlüklerle karşılaşabilirdi. Hz İsa bu sebeple ibadet etmeyi evlilik üzerine tercih etmiştir. Onlar, kendi durumlarını ve helal kazanç sağlama hususundaki gereklerini, kadınların ahlakını, evlenmenin faydalarını ve zararlarını daha iyi bilirler. Evlenmenin bazı insanlar için faydalı ve bazıları için de zararlı olduklarını öğrendiğimize göre, peygamberin bütün hareketlerinin faziletli olduğunu bilmemiz en doğru bir harekettir. Allah her şeyi en doğrusunu bilir

Kaynak=İmam Gazali – İhyau Ulumi’d-Din – C:2 – bkz:116…118

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.