İmam Gazali Kimdir?

İmam Gazalinin Hayatı
İmam-ı Gazali Kimdir ve Hayat

İmam Gazali: Hicri 450 (M:1058), Miladi 1058 tarihinde Tus şehrinde doğdu. Esas adı Muhammed’dir. Babası da aynı adla anılmaktadır. Gazale adlı yerde doğduğu için kendisine “Gazali” denmiştir.

Haccetü’l-İslam

İlim adamlarınca Gazaliye takılan değişik lakaplar vardır. En meşhurları Haccetü’l-İslam ve Zeynü’d-Dindir. Haccetü’l-İslam; İslam’ın delili, ıspatlayıcısı, Zeynü’d-Din ise; dinin süsü anlamına gelmektedir. Künyesi “Ebu Hamid”dir. Horasanın Tus şehrinde doğduğu için et-Tusi (Tuslu),Şafii meshebini takip ettiği için de eş-Şafii denilmiştir. Lakaplarıyla birlikte tam adı şöyledir: “Haccetü’l-İslam Zeynü’d-Din Ebu Hamid Muhammed İbn Muhammed el-Gazali et-Tusi eş-Şafii

Babası yün eğirmekle uğraşan, fakat ilme değer veren dindar bir zattı. İşinden fırsant buldukça ilim adamlarının meclisine gider onları ilgi ile dinlerdi. Muhammed ve Ahmed adlarında iki oğlu vardı. En büyük emeli bu iki evladını alim olarak yetiştirmekti.  Çocuklarının büyüdüklerinde alim olmaları için daima Yüce Allah’a dua ederdi. Cenab-ı Hak, bu garip kulunun duasını kabul etti ve iki oğlu da birer meşhur alim oldular. İnsanlığa ve dinlerine büyük hizmetlerde bulundular. Kısaca Gazali olarak bildiğimiz Muhammed adlı oğlu İslam tarihinin ve insanlık düşünce hayatının en parlak yıldızlarından biri oldu. Kardeşi Şuhabüddin Ahmed de onun kadar olmasa bile önemli din alimleri arasında yer aldı.

İmam Gazali ve kardeşi Ahmed, ergenlik çağına varmadan babaları vefat etti. Ancak vefatından önce biriktirebildiği bütün parasını,ç ocuklarının bakım ve eğitimi için harcamak üzere bir zata emanet etti. Bu zat da bu para ile bir süre iki kardeşe ilim tahsili yaptırdı. Bir süre sonra bu para tükenince iki kardeş bedava eğitim veren bir medreseye girip eğitimlerine devam ettiler.

İmam Gazali, talebeliğinin ilk yıllarında Tus şehrinde Ahmed b.Muhammed er-Radegani’ den fıkıh dersi aldı. Sonra o dönemin önemli ilim merkezlerinden Cürcan şehrine gitti. Orada İmam Enu Nasr el-İsmail’in öğrencisi oldu. Bir süre burada okuduktan sonra tekrar Tus’a döndü. Bu dönüş esnasında başından geçen bir olayı İmam Gazali şöyle anlatır:

“Tus’a geliş sırasında içinde bulunduğum kafile eşkiyaların baskınına uğradı. Yanımızdaki bütün eşyaları alıp gittiler. Ben arkalarından koşup başkanlarına yalvardım. Allah aşkına, benim eşyalarım arasında defterim var. Sizin işinize yaramazlar. Onları bana verin dedim. Liderleri: O defterin içinde ne var ? diye sordu. Ben : Defterimin içinde yazdığım notlar var. O bilgileri elde etmek için Cürcan şehrine gittim. Yıllarca emek verip göz nuru döktüm, ilim öğrendim dedim. Adam (liderleri) gülüp bana şöyle dedi: “Sen nasıl ilim elde ettiğini söyleyebilirsin? Baksana defterin elinden alınınca ilimsiz irfansız kalıveriyorsun”. Sonra adamlarına emretti, kitap ve defterimi geri verdiler. Haydudun söyledikleri beni çok düşündürdü. Adam haklıydı. Tus’a döner dönmez üç yıl boyunca aralıksız bir çalışma ve gayretle bütün yazdıklarımı ezberledim. Onları öylesine öğrendim ki artık o defterler olmadan da bilgiye sahip olabilecek duruma geldim. Başımdan geçen bu olay bana iyi bir ders vermişti”i

Gazali daha sonra Nişabur şehrine giderek dönemin büyük alimlerinden İmamü’l-Haremeyn el-Cüveyni’nin öğrencisi oldu. İmamü’l-Haremeyn Ebü’l-Meali Ziyaeddin b.Abdullah el-Cüveyni meşhur fıkıh önderlerinden biridir. Önemli bir alim olan babasının yanında ilim öğrenip, onun vefatından sonra yerine müderris olmuştur. İlmini artırmak için gittiği Mekke ve Medine’de ders verdiği için İmamü’l-Haremeyn (Mekke ve Medine imamı) ünvanını almıştır. Alpaslan döneminde Nişabur’a dönerek oradaki Nizamiye Medresesi’nde ders okutmuş, idarecilik yapmış ve bir çok önemli eser kaleme almıştır.

İmam Gazali, bu büyük alimin yanında çok şey öğrendi. Arkadaşları arasından sivrildi; din ilimleri, mantık, edebiyat sahalarında geniş bir ilme ve kültüre sahip oldu. Gün geldi hocasını da geçti eserler yazmaya başladı.

Hicri 478 yılında İmamü’l-Haremeyn vefat edince  Gazali, Nişabur’dan ayrıldı. O tarihte 28 yaşındaydı. Artık eser vermeye başlamış ve ün kazanmıştı. Adı dilden dile dolaşıyordu.

Nişabur’dan ayrıldıktan sonra Selçuklular’ın baş veziri büyük devlet adamı Nizamü’l-Mülk’ün yanına gitti. Tarihin yetiştirdiği ender devlet adamlarından olan Nizamü’l-Mülk, ilme ve ilim adamlarına çok değer veriyordu. İmam Gazali, Nizamü’l-Mülk’ün yanına gittiğinde ondan ilgi ve itibar gördü. O zamanlar bir nevi açık oturum sayılabilecek ilmi münazaralar adetti. Devrin büyük alimleri bu oturumlarda derin ve ince ilmi meseleleri tartışır, bütün bildiklerini ortaya koyarlardı. Nizamü’l-Mülk, İmam Gazali’yi de böyle tartışmalara soktu. Onu büyük alimlerle karşılaştırdı ve her seferinde galip çıkan  İmam Gazali oluyordu. Nizamü’l-Mülk, giderek şan ve şöhreti artan İmam Gazali’yi Bağdat Nizamiyesi’ne hoca yaptı. Gazali Nizamiye Medresesinde dört sene kaldı. Dersleri ve sohbetleri büyük dinleyici kitlesi topluyordu. Uzak yerlerden ilim ve devlet adamları derslerine gelir onu hayranlıkla dinlerlerdi. Yaşadığı dönemin en parlak şahsiyetlerinden biri olmuştu. Hayatının en şaşalı dönemini yaşarken İmam Gazali’de birdenbire büyük bir değişiklik oldu. Manevi hayatında yaşadığı bu değişimle bu hayatı terk etti.

İmam Gazali, el-Munkizu Mine’d-Dalal (sapıklıktan kurtuluş) adlı eserinde bu değişmenin sebebini şöyle açıklıyor: “Ahiret saadeti için tek yolun takvaya sarılmak ve nefsin isteklerine set çekmek olduğunu anlamıştım. Bunu sağlamanın yolu da gururun hakim olduğu dünyadan sıyrılıp sonsuzluğun hüküm süreceği ahirete yönelmek ve bütün güçle Allah’a yönelip kalbin dünya ile ilgisini kesmekti. Buda ancak mal ve mevki hırsından uzaklaşmak ve dünya ile olan ilgiyi kesmekle mümkün olabilirdi

Kendi durumuma baktığımda dünya ile ilgili ilişkiler içine dalmış olduğumu gördüm. Yaptığım en güzel iş öğretim ve eğitimdi. Kendimi gözden geçirdiğimde Allah rızası için değil, mevki ve şöhret endişesiyle hareket ettiğimi gördüm. Bu durumumla uçurumun kenarındaydım. Eğer hemen harekete geçmezsem ateşe yuvarlanacağıma kanaat getirdim. Tercih yapmakla karşı karşıyaydım. Ya bu durumu devam ettirecek veya bu şekilde yaşamaktan vazgeçecektim. Tereddütler içindeydim Bir gün Bağdat’dan ayrılıp bu hayatı terk etmeye karar veriyor, ertesi gün bu kararımdan ddönüyordum. Dünya hırsı ve tutkularım bana engel oluyorlardı. Arzularım zincirlerle beni makam ve mevkiye bağlıyor, imana çağıran ses ise bana şöyle sesleniyordu: “Ömrünün çoğu gitti, Bu dünyada az zaman kaldı. Önünde çok uzun zaman yaşayacağın öbür dünya var. Şu ana kadar elde ettiğin ilim ve şöhret, riya ve gösterişten ibarettir. Ahirete şimdi hazırlanmazsan daha ne zaman hazırlanacaksın? Dünya ile olan ilgini şimdi kesmezsen ne zaman keseceksin?”. Bu düşünce, içindeki kaçma arzusunu kuvvetlendiriyordu. Ancak hemen arkasından şeytan gelip mevcut durumunu cazibesini bana hazırlıyor ve beni vazgeçiriyordu. Fikir dünyasında yaşadığım bu mücadele beni halsiz düşürdü. Hastalanıp güçten düştüm. Fiziki bir rahatsızlığım yoktu. Rahatsızlığım düşünce aleminde çektiklerimden ileri geliyordu. Yüce Allah’a sığındım. Mal, mevki ve çocuk hırsını yendim. Devlet adamları, ilim mensupları ve halkın karşı çıkmasına rağmen herşeyden vazgeçip Bağdat’dan ayrıldım. Kendim, çoluık-çocuğumun geçimine yetecek kısmından fazla olan mallarımı dağıttım ve Şam’a gittim.

Şam’a giden Gazali, artık dünya ile ilgisini keser ve kendini tasavvufa verir. 11 yıl süre ile bu hayatı devam ettirir. Suriye’yi, Hicaz’ı, Kudüs’ü dolaşır. Kendini tamamen zühde ve ibadete verir. Mekke ve Medine’ye gider. Değişik yerleri gezer. İlim erbabına ufak çapta dersler verir. İnzivalara çekilir ve bazı eserler kaleme alır. Bu arada İslam dünyasında mevcut olan fikri ekolleri inceler, ilim adamlarının ve filozofların eserlerini okur. Sonunda en uygun olan tasavvuf olduğuna karar verir ve bu yolda ilerlemeye başlar.

Tasavvuf ehlinde iki çeşit bilgi vardır. Biri okuyup dinleyerek öğrenilen nazari bilgiler. Diğeri de yaşayıp tadına varılacak ve hissedilerek elde edilen durumlar, zevkler ve makamdır. İkinci kısımda saydığımız bu bilgiler kendiliğinden oluşmaz. Bunun için sufiler gibi yaşayıp, çaba harcamak gerekir. Gazali bu yola girdikten sonra tasavvuf ehlinin ileri gelenlerinin menkıbelerini ve sözlerini okur. Gazali’ye göre tasavvuf sadece söz (nazari bilgiler) değil, bu bilgilerin ötesinde bir hal, bir durumları yaşama alemidir. Bu haller hissedilmedikçe, yaşanıp tadına varılmadıkça kuru laflarla anlaşılmaz.

İmam Gazali,hayatının bu 11 yıllık inziva devresinin bir kısmını doğduğu yer olan Tus’da geçirmiştir. Büyük eseri olan İhyau Ulumi’d-Din adlı eserini bu dönemde yazmış,Şam’da ve başka yerlerde de bunu bazı topluluklara okutmuştur.

Hicri 499 yılında Nizamü’l-Mülk’ün oğlu Selçuklu Sultanı Sancar’ın veziri olan Fahrül Mülk, İmam Gazali’ye tekrar öğretim hayatıan geri dönmesi için ısrarla ricada bulundu. O dönemde İslam da kargaşalar baş gösterdiği, Haçlı seferleri başladığı için tekrar vaaz ve irşad görevini icra etmek üzere bu rıcayı geri çevirmeyerek geri döndü. Bu dönemde Müslümanlar arasında ihtilaflar meydana gelmiş, insanlar fitneye düşmüş, toplum bozulmuş ve ilim gerilemiştir. Kargaşa ve anarşi ortamı hakimdir. İşte bu sebeplerden dolayı Gazali tekrar vaaz ve irşada dönme gereğini duyar ve tedris hayatına başlar. Fakat bu dönem uzun sürmez. Vezir Fahrül Mülk bir batıni fedaisi tarafından öldürüldükten sonra bu kürsüyü bırakır ve Tus’daki evine döner. Evinin yanında talebeler için bir medrese ve tasavvuf ehli için de bir tekke yaptırır. Vefat edinceye kadar burada ders verir. Kitap yazar ve vaktinin çoğunu da ibadetle geçirir. İmam Gazali Tus şehrine kesin dönüş yaptıktan sonra devrin veziri onu Bağdat Nizamiyesi’nin başına geçirmek ister, ancak Gazali bunu kabul etmez.

İmam Gazali’nin Ölümü

Hicri 505 (M:1111) senesinde Cemazil-evvel ayının 14.Pazartesi günü büyük kısmını zikir, taat ve Kur’an-ı Kerim okumakla geçirdiği gecenin sabah namazı vaktinde abdest tazeleyip namazını kıldıktan sonra yanındakilerden kefen istedi. Kefeni öpüp yüzüne sürdü, başına koydu. “Ey benim Rabbim, Malikim. Emrin başım gözüm üstüne” dedi ve odasına girerek içeri de her zamankinden daha fazla kaldı. Bunun üzerine orada bulunanlardan üç kişi içeri girince, İmam Gazali Hazretlerinin kefenini giyip, yüzünü kıbleye dönerek ruhunu teslim ettiğini gördüler. Başı ucunda şu beyitler yazlıydı:

Beni ölü gören ve ağlayan dostlarıma,

Şöyle söyle,üzülen o din kardeşlerime;

Sanmayınız ki,sakın ben ölmüşüm gerçekten,

Vallahi siz de kaçının buna ölüm demekten

Ben bir serçeyim ve bu beden benim kafesim

Ben uçtum o kafesten,rehin kaldı bedenim

Bana rahmet okuyun,rahmet olunasınız.

Biz gittik,Bilin ki sırada siz varsınız

Mezarı Tus şehrinde, Taberan denilen bir bölgededir. Ölümü Tus’da ve bütün İslam aleminde büyük acı uyandırdı. İnsanlık ve İslam aleminde büyük bir zat daha ebedi aleme intikal etti. İlmiyle, şahsiyetiyle ve yazdığı eserlerle insanlık onu sürekli yad edecektir. İmam Gazalinin erkek evladı yoktu. Soyu kızlarının çocuklarıyla devam etmiştir. Vefat ettiğinde ancak ailesine yetecek kadar az bir miras bıraktı. Oysa arkasında bıraktığı ilmi miras, bütün insanların faydalanabilecekleri kadar çoktur. Allah rahmetini ondan ve bir İmam Gazali’den eksik etmesin.

a-) İmam Gazali / el-ihya / C:1 / bkz:5…10
b-) İmam Gazali / Kalplerin Keşfi / bkz:8

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.