Kadının Çalışması

Yüce Allah insanın fıtratı olarak erkeği evin dışındaki işlere ve evin geçimin temin edecek olan nafakayı kazanmakla yükümlü kılmış; kadını ise evin içerisindeki olması gereken bildiğimiz günlük işleri, yani temizliktir, yemektir vb hususlarla görevlidir. Nitekim bu husus gelen rivayetler üzerine Hz Ali (r.a) ve Hz Fatma (r.a) (Allah her ikisinden de razı olsun) ikilisinde yaşandığı görülmektedir. Nitekim erkek yapısı itibari ile haşin ve sert yaratılmıştır, kadın ise daha şeffaf, yumuşak narin ve bir o kadar da gücü erkeğe nispeten zayıf yaratılmıştır. Ama ne zaman ki kadın kadınlığını unuttu, erkekte erkekliğini unuttu; işte o zaman şu anda insanların genel bir çoğunluğunun dediği üzere ve gerçekle yakından uzaktan bir alakası olmayan kadın erkek eşitliği ortaya çıktı.

Oysa Rabbin buyurdu ki:” Kocalar eşleri üzerinde yönetici ve koruyucudurlar (1)”

Erkeğin dışarıda çalışıp nafaka getirip evin geçimini temin etmesi, kadının ise ev içerisinde çalışması gerekirken kadın ev hayatını ve evdeki işlerini bırakıp tamamen kendilerini dışarıda çalışıp para kazanmaya, kendilerince kendi özgürlüklerini eline aldıkları için kendilerini erkekle aynı kefeye koydular ve kadın erkek eşitliğine girerek kendilerini kocalarına karşı muhtaç hissetmekten kurtulup kendilerince istedikleri gibi hareket ettiler. Bundan sonrada zaten evdeki kopan fırtınalar baş göstermeye başladı. Ne kocaya itaat kaldı, ne arada sevgi kaldı ne ilgi ne alaka. Hiçbirşey. Bunların evlilikleri sadece evlerini otel gibi kullanıp sadece geceden geceye birbirlerini görmekle yetindiler. Zaten üstte vermiş olduğum Nisa Süresi 34.ayetin devamında ise: “Bunun sebebi, Allah’ın bazı insanlara bazılarından daha fazla nimet vermesi ve bir de kocalarının mehir verme, evin masraflarını yüklenmeleri gibi mali yükümlülükleridir (1)” şeklinde beyan etmektedir ki bu ayet-i celilede de görüldüğü üzere evin masraflarını yüklenmek kadına değil erkeğe aittir. Nitekim Yüce Allah Nur Süresinde “….evlenmeye müsait olanları evlendirin! (2) buyurmaktadır. Evlenmeye müsait olmayanlara ise Allah Resulü (s.a.v): ‘Evlenmeye imkanı olanlar evlensin. İmkanı olmayanlar ise oruç tutsun’ buyurmaktadır.

Kadının Çalışması Evliliği Nasıl Etkiler

1-) Kadın üstte de belirtildiği üzere kendisi de çalışıp, kazandığı için kendisini kocayla aynı kefeye koyacaktır. Bu seferde ailede kimin kime itaat edeceği ortadan kalkacağı için aile içi huzursuzluk. Sonucu aile mahkemesi koridorlarına kadar uzanır.

2-) Oysa dışarıda çalışan erkek, bu çalışmanın sonucu olarak yorulacağı için ve olmaması gerektiği halde belki işin stresi olarak bunu evde hissettireceği içindir ki; patlamaya hazır bomba misali olan bu erkeği bir kişinin sakinleştirmesi ve alttan alması gerek. Bu konuda da zaten kadın yani eşinden başka bu işi yapacak biriside mevcut değildir meşru yollardan. Ancak eşi de yani karısı da çalışacak olursa bu durumda kendisi de bir nevi stres altında olacağı için ve kendisi de bunun neticesi olarak negatif enerjiyle dolacağı içindir ki; kadın stresli erkek stresli sonucu ortaya çıkıyor ki bu seferde ateşle barut misali gibi bir şey olur. Yani her ikisi de patlamaya hazır birer bomba gibidir. Bunun neticesi olarak da evdeki huzursuzluklar, kavgalar, çekişmeler, anlaşmazlıklar vs vs baş gösterecektir. Ondan sonra soluğuda aile mahkemesi koridorlarında alacaklardır.

3-) Erkek sabah 07:00 da evden çıkıyor akşam 17:00 gibi eve geliyor. Buna lafımız yok ancak gel gör ki eşide çalıştığı için eşide 15:00 da çıkıyor 01:00 da işten geliyor. Bu iki insanın birbirini görebilmesi için kalan süre sadece 6 saat. Bu altı saatinde kişinin uyumasına denk geleceği muhakkak bir gerçektir ki; bu durumda bu kişilerin evliliklerinden ne anladık ben çözemedim. Bunların evlilikleri sadece maddiyata yönelik, dünyevi menfaatlere ve dünya malına yönelik, daha fazla çalışma, daha fazla kazanma ve daha fazla biriktirme arzu ve isteğinden başka bir şey değildir.Çünkü böyle bir evliliğe evlilik denmesi normal şartlar altında mümkün değildir .Evi ev olarak değil resmen otel olarak kullanıyorsunuz. Biri uyurken diğeri kalkıp işe gidiyor. Birisi işten gelirken diğeri işte oluyor. birisi uyurken diğeri işten geliyor. Oh ne güzel dünya. Ondan sonrada ben evliyim diye ortalıkta dolaşın yada kendinizi kandırın. Emin olun ki böyle bir evlilik hayatı sürmektense yüz defa dünyaya gelip yüz defa da bekar kalmak daha iyidir.

4-) Erkek evin geçimini mecburen ki bu zaten kocanın üzerinde farzdır evde olamayacaktır. Şayet anne adayı olan kadında eğer çalışacak olursa bu sefer bunun neticesi olarak evdeki sebiyi-çocuğu kim yetiştirecek, kim eğitim verecek, ona yanlışı doğruyu, helali-haramı, güzeli çirkini kim öğretecek diye hiç düşündünüz mü? Durun ben söyleyeyim… Haramları helal olarak gösteren, yanlışları doğru diye empoze eden, çirkinliği bir yetenekmiş diye insanlara aşılayan yazılı ve görsel medya yani internet, televizyon ve diğer yazılı medya araçları verecektir ki bu çocuğunda bu şartlar ve bu mantıkla büyüyen birisinin de on-on beş sonraki halini kestirmek pekte zor birşey olmayacaktır. Bu kısımla ilgili gerekli açıklama görsel medyanın afetleri kısmında açıklanmıştır. İleride de çocuk yeiştirmekle ilgili bölümdede ele alıacağı için pek detayına girmiyorum…

Nitekim Ebu’l-Ala el-Mevdudi aynı konuya temas ederek diyor ki; “Kadınların geçimlerini kendilerinin temin etmesi ve ekonomik işlerini kendilerinin görmesi, onları erkeklere karşı bağımsız kıldı. Azığı erkeğin kazanması, kadının da ev işlerini görmesi prensibi değişti; yani erkekle kadının birlikte çalışıp kazanmaları görüşü hakim oldu. Evlerin işlevleri oteller ve şirketlere devredildi. Böylece kadını evine ve kocasına bağlayan şeyler kayboldu. Bunun ötesinde cinsel ilişkiden başka bir şey kalmadı. Bu durum, erkekle kadını, sonsuza dek yapılan evliliğin boyunduruğu altında bir evde barındıramaz. Kendi geçimini eliyle kazanan ve günlük hayatında bir gözeticiye ihtiyaç duymayan kadın, cinsel ihtiyacını görmek için neden belli bir erkeğe sarılsın. Önemli bir gerekçe olmadan neden bir takım ahlaki ve kanuni sorumluluklar altına girsin? Madem ki gönlünün çektiği her şeyde erkekle eşittir, öyleyse neden bunların içine dalmasın? Daha önce onu kınayan toplum, onu gülümseme ile karşılamaya başladı. Onun korktuğu tek şey piç bir çocuk sahibi olmaktı. Bu korkuyu da ondan son tıbbi çareler giderdi. Buna rağmen piç bir çocuğun annesi olmak genç kız için kınanacak bir şey değildir, çünkü ona karşılık saygılı bir lakap buldular ve ona ‘Bakire anne‘ dediler. Bu o kadar etkili oldu ki bu duruma hor bakan, gericilik ve tutuculukla itham edildi. Nihayet batı medeniyeti temelinden sarsıldı, varlığı tehlikeye düştü (3)”

6-) Nitekim kadın kendi ekonomik gücüne kavuşunca kendi zevkine ve isteğine göre kılık kıyafet alacak, istediği gibi giyinip süslenecek ve bunları yaparken de kocasına sormayacak. Kocası karşı çıkacak olsa da bu seferde kadın erkek eşittir, sende çalışıyorsun bende çalışıyorum, sende para getiriyorsun bende getiriyorum gibisinden abuk subuk bir düşünceye saplanmaktır ki bunun ucuda mahkeme koridorlarına kadar uzanır yada daha farklı bir sonuç…

7-) Kocası karısının çalışmasına izin verdiği takdirde malumunuzdur ki zaten işyerlerinde kadın-erkek karmakarışık, topyekün çalışıyor. Eşinizi böyle bir ortama bırakmaktan rahatsızlık duymayacak ve eşinizi kıskanmayacak mısınız?

😎 Her ne kadar eşinize güvenecek olsanızda ki bu konduda lafımız yok,yanlış anlaşılmasın ama mahremin olmayan birisi ile aynı mekanda başbaşa kalman yani halvet durumunda bulunman mekruh iken, nasıl böyle bir işe göz yumarsınız ve bunu hoş görüyle karşılarsınız

Sonuç olarak diyeceğim şudur ki; Kadın erkek eşitliği derken ben size doğudaki X erkek ile batıdaki Y bayan eşit değil demiyorum. Bunlar tabiiki eşittir. Ben eşit değil derken aile içi hukuku yani karı-kocayı kastediyorum ki zaten de rivayetler ışığında meydana çıkan gerçek de budur. Bunu iyi belleyiniz.

Ve siz erkekler; sırf daha rahat geçineyim diye, daha çok gelirim olsun diye, ileriye yönelik hazırlığım olsun diye evlenmeyin ve mümkünse eşinizi çalıştırmayın (kocası yatalaktır, çalışamıyordur, hastadır ona bakıyordur o hanım kardeşlerimize lafımız yok) ve eğer evinizin geçimini temin edemeyecekseniz eğer ne kendinizi, ne eşinizi nede sizden takdir olunan bir nesil varsa çocuklarınızı sıkıntıya maruz bırakmayın. Çünkü şunu da unutmayın ki Allah Resulü (s.a.v) tarafından: ‘Fakirlik neredeyse kişiyi küfre düşürecekti’ diye bir hadis-i şerif vardır. Her ne kadar Allah Resulü (s.a.v): ‘Geçim sıkıntısı yüzünden evlenmeyen benden değildir’ buyuracak olsa da siz siz olun bile bile kendinizi ateşe atmayın. Bile bile elinizi ateşe sokupta eliniz yandığında bu benim kaderimmiş deyip kaderinizin arkasına saklanarak kendinize mazeretler üretmeyin ve hanım kardeşlerim sizlerde şunu unutmayın ki; Allah Teala sizleri çalışıp, eve para getiresiniz, nafaka peşine düşesiniz diye yaratmadı. Her ne kadar bu görüşe karşı çıkacak olsanız da gerçek ve hakikat bunun ta kendisidir. Her ne kadar her şeyi ima edemesem ve her şeyi açık bir dille izah ve telaffuz edemesem de…

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi hak edenlerin üzerine olsun vesselam

1-Nisa Süresi’34) (2-Nur Süresi’32) (3-Abdülvehhab Öztürk / Kadın İlmihali / bkz:74-75)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.