Kur’an ve Sünnete Göre Şefaat

Ahirette günahkar müminlerin günahlarının affedilmesi,  günahı olmayanların ise daha yüksek derecelere yükselmesi için Allah’ın izin verdiği peygamberler, alimler, şehitler ve derecesine göre müminleri vesile yaparak rahmetinin farklı bir boyutta tecellisinden ibarettir. O gün Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez (Taha 109) ayeti, Kur’an da şefaatin olduğunu gösterir. Şefaat ile ilgili olarak Kur’an’da hiç kimseden şefaat kabul edilmeyeceğini bildiren ayetler, şefaatin olmadığına bir delil olarak ileri sürülemez; zira bu ayetler, inkarcıların akıbetlerinin söz konusu edildiği yerlerde gündeme getirilen ifadelerdir.Bununla, kafir, müşrik ve münafıkların bu tasarrufun dışında olduğu vurgulanır.

Hadis-i Şeriflere Göre Şefaat Kavramı

Hadis-i şeriflerde şefaat ile ilgili açık haberler vardır. Bu cümleden olarak Hz Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde, ümmetinden günah işleyenlere şefaat edeceğini haber vermiş, bir başka hadislerinde ise her peygamberin kendine has ve kabul olunan bir duasının bulunduğunu, kendisinin ise duasını ahirette ümmetine şefaat etmek için yapacağını bildirmiştir. Yine bir başka hadis-i şeriflerinde Allah Resulü (s.a.v) mahşerde insanlar ızdırap ve heyecan içinde hesaplarının görülmesi için bekleşirlerken, Allah’a dua ederek hesap ve sorgunun bir an önce yapılmasını isteyeceğini bildirmiştir Adil ve de merhametli bir sultanın hakim olduğu bir ülkede birisinin bir suç işlediğini düşünelim.

Şu kadar ki, suçu sabit olmuş bir kişi, işlediği cümrü meslek haline getirmemiş birisi. O bu cümrü bir kısım nefsani dürtülerle işlemiş, yaptığına da pişman olmuş. Bu yaptığından ötürü de sultanın kanunlarından çekiniyor, kendisini hatalı ve cezayı hak etmiş görüyor. İşte o merhametli sultan, mülkündeki suçluyu pişmanlık ve korku içinde görür ve ona acır. fakat sultan, bu suçluyu sebepsiz yere affederse, koyduğu kanunlara, nizamlara halel gelir, ahali kanunları hafife alır ve artık kendisinden korkmazlar endişesiyle, bir emir veya vezirine onu affedeceğini ima eder.

Aslında suçluyu affetmeyi murad eden, sultanın bizzat kendisidir; ancak sultan, vezirinin şefaatini kabul etmek suretiyle onun, nezdinde ki değerini insanlara göstermeyi ve ona bir nevi şeref ve paye vermeyi dilemiştir. İşte Kur’an ve hadislerde anlatılan şefaatin tamamı bu türdendir. Bu itibarla, böyle bir şefaate nail olabilmek için kula düşen, Allah ve Resulü’nün kendisinden istediği vecibeler konusunda dikkatli olmak ve O’nun azabından korkarak O’ndan yardım dilemektir.

Kaynak : Akademi Araştırma Heyeti / Bir Müslümanın Yol Haritası / bkz: 199-200

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.