Oruç Tutmanın İnsan Vücuduna Faydaları

ORUÇ BEDENİ DİNLENDİRİR: Dünyaya gelir gelmez faaliyete başlayan sindirim sisteminin zaman zaman dinlenmeye ihtiyacının olduğu,tıbbi çevrelerce kabul edilip savunulan bir hakikattir .Senenin bir ayında vücudun dinlendirilmesi anlamına gelen orucun bu yönüyle insan bedenine faydası inkar edilemez. Hem o mide fabrikasının pek çok hademeleri ve kendisiyle alakadar çok insani duyguları vardır. Eğer senenin bir ayında gündüzleri tatile girmezse, hademelerin ve diğer duyguların hususi ibadetlerini onlara unutturur, kendiyle meşgul eder, onları tahakkumu altına alır, nazarı dikkatlerini daima kendine çeker, onlara ulvi vazifelerini unutturur.

Faaliyet içinde olan her makine bir müddet sonra bakıma ve dinlenmeye tabi tutulur. Bu yapılmadığında ya makine tamamen tahrip olur ya da ömrü kısalır. Bir talebeye belirli bir süre tedrisat gördükten sonra tatil verilir. Bir işçi sabahtan akşama kadar çalışır ama akşamleyin istirahate çekilir. Bu mola ve dinlenmeler olmadan aynı tempoda çalışma ve semere verme mümkün değildir.

İnsanın vücudu fabrika, azaları o fabrikanın aletleri hükmündedir. Oruç ise,vücut fabrikamızın dinlenmesine, eskimemesine ve mükemmel bire şekilde çalışmasına vesiledir. Oruçla vücutta biriken zararlı yağlar, şişmanlık vesilesi fazla etler atılmış, vücut rahatlık kazanmış olur.

Bugün şişmanlıktan dolayı sağa sola başvuran, buna çare arayan bir sürü insan vardır. Ve bu şişmanlığın kanın deveranına, beynin yavaş çalışmasına sebep olduğu da yine tıbbın kabul ettiği bir gerçektir. Halbuki oruç, hem bu dertlere çare hemde sevap kazanmaya önemli bir vesiledir.

Oruç tutmanın Ruha Faydaları

Daha önceki satırlarda da geçtiği üzere insan, ruhla cesetten mürekkep bir yapıya sahiptir. Bu yapıdaki her iki unsur, insanı kendi yörüngesi etrafında döndürmeye çalışmaktadır. Bu ikisinden biri olan madde, şehevi ve behimi arzulardır. Yani insanın ceset itibariyle sahip olduğu, Kur’an’ın da bize şu cümlelerle tanıttığı yönüdür: ‘Andolsun ki bir insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık (Hicr’26),

Onlara bir sor bakalım: Yaratılışta kendileri mi daha kuvvetli, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Gerçekten biz onları yapışkan çamurdan yarattık (Saffat’11), O, insanı bardak gibi (çınlayan) kupkuru bir balçıktan yarattı (Rahman’14)’

İnsanın diğer bir yönü ise, ona yaratılış gayesini hatırlatan, ona Rahmani şeyler yapmaya sevk eden, manevi alemleri seyrettirmeye vesile olan, aç-susuz kalmasına rağmen tarif edilemeyen lezzetler hissettiren, kötülükleri hoş göstermeyip ondan kaçınmayı ve hoşlanmamayı ihsas ettiren vs ruhi tarafıdır.

İnsanın üzerinde bulunan ruhun hakimiyeti zayıflar veya ceset hakim duruma geçerse, o zaman insan lezzet ve şehvetlerinde dolu dizgin gider. Aklın hududunu, dinin çizdiği sınırları hiçe sayar, adeta zihni gücünü, yiyeceğin çeşidi, içeceğin türlüsünü elde etmeye harcar. Bütün tasası şehevi arzularını kamçılayacak amddeleri bulma, acıktırıcı, hazmettirici, iştah açıcı yolları öğrenmek olur.

‘Böylece ilmin, kültürün ve medeniyetin zirvesine çıktığı halde değirmen merkebinden,saban öküzünden farksız hale gelir, yemek odasıyla ayak yolu arasında mekik dokur durur. Bundan başka da ne bir prensipten ne de ikinci bir hayattan haberi olur ve bu ikisinin arasında dolaşıp durmaktan gayri şey tanımaz, kendisindede yeme içme arzusundan başka, zevk ve sefa duygularından gayri, yemek için kazanma kaygısının dışında herşey ölür gider.

Kur’an’ın tasvirinden daha doğru ve daha ince tasvire imkan olmadığına göre sözü yine ona bırakalım: ‘Küfredenlere gelince, onlar dünyada sadece zevk-u safa sürerler, davarların yediği gibi yerler. Onların yeri de ateştir (Muhammed’12)

Kaynak= Akademi Araştırma Heyeti / Bir Müslümanın Yol Haritası / bkz:425-428

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.