Tasavvuf Terbiyesi

Tasavvuf terbiyesinin temel esasları, helal yemek ve Hz. Resulullah’ın (s.a.v) ahlakına, fiillerine, emirlerine ve sünnetine uymaktır. Cüneydi Bağdadi derki: Kim,yeterince Kur’an’ı ezberlemez ve sünneti bilmezse, bu terbiye işinde kendisine uyulmaz; çünkü bizim bütün ilmimiz Kur’an ve sünnete bağlıdır. Bu yol, boş dava ve sözde kalan iddia ile değil, takvaya uyarak ve şüpheli işlerden kaçarak elde edilir.”

Tasavvufun evveli ilim, ortası amel, sonu da ilahi ihsanlardır. İlimle, kuldan ne istendiği anlaşılır; amel, insanın istediğine ulaşmasına yardımcı olur; manevî ihsanlara ise, en son noktada ulaşılır.

Manevi terbiye yoluna girenler üç gruptur:

• İşin başında olup bu terbiyeyi almak isteyene mürid denir.

• İşin içine girip terbiyeye devam edene sair (hak yolda giden kimse) denir.

• İşin sonuna gelene de vasıl (Hakka ulaşmış kimse) denir.

Mürid, içinde bulunduğu vaktin hakkını korumakla meşgul olur.

Terbiye yolunda ilerleyen, hal sahibidir. Terbiyenin sonuna gelen kimse ise, yakini iman ve ilim sahibidir. Velilerin yolunda en faziletli iş, nefeslerini sayacak kadar vaktini uyanık geçirmektir.

Müridlik makamında olan kimsenin yapacağı iş; nefsiyle bir sürü mücahede, bu uğurda pek çok zorluğa göğüs germek, acıları yudumlamak, boş heves ve arzularını terketmek ve nefsin meylettiği şeylere karşı dayanmaktır.

Manevi yolda seyreden kimseye gerekenler; muradını elde etme yolunda karşılaşacağı tehlikelere sabretmek, her halde doğru ve samimi olmaya dikkat etmek, bütün makamlarda edebi korumaktır. Bu durumda olan kimseden her makamda edep istenir. O, telvin sahibidir; yani devamlı bir halden diğerine geçer; sürekli ilerleme ve yükselme halindedir.

Terbiyede son noktaya gelen kimse ise, manen uyanıktır, halinde sabittir, Allahu Teala’nın davet edip yapılmasını istediği her şeye koşar, her emre uyar, makamları bir bir geçer, temkin halindedir; sıkıntılar onu değiştirmez, farklı haller onda aksi bir etki yapmaz.

O zorluk, rahatlık, darlık, bolluk, cefa ve vefa anlarında hep aynı güzel haldedir. Yemesi, açlığı gibi olur (yiyince karnını fazla doyurmaz), uykusu ise uyanıklığı gibi geçer (uyurken bile kalbi uyanıktır).

Bu makamdaki kimse bütün kötü arzuların yok edip, üzerine düşen hakları yerine getirmekle meşguldür. Onun zahiri (dışı) halkla, batını (içi) ise Cenab-ı Hak’la beraberdir. Bütün bu anlattıklarımız, Hz. Resulullah’ın (s.a.v) güzel hallerinden bazılarıdır.

Denilmiştir ki: Bu yola girenlere sufi denmesinin sebebi şudur:

Onlar, himmet ve azimlerini çok yüksek tutarak kalpleriyle Allah Teala’ya yönelip sırlarıyla devamlı O’nun huzurunda ilk safta durdukları için kendilerine sufi ismi verildi.

Kaynak = Turan Yazılım / Mürşit 5 / Tasavvuf / Ravdatü’t-Tâlibîn ve Umdetü’s-Sâlikîn (Hak Yolunun Esasları / Üçüncü Bölüm

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.